26 Temmuz 2010 Pazartesi

Oyuncaklarım

Ben çocukken, 

Oldukça düşük gelirliydi ailem. Evimizin geçimini babacığım radyo tamiri yaparak sağlıyordu 80'lerin başlarında.

İki tane oyuncağım vardı. Birisi Banu Bebek'ti. Annem biyerlerden bulduğu eski bir oyuncak bebek kafasına evdeki kumaşlardan gövde dikmiş, üzerine kıyafet örmüştü. Çok da popüler değildi benim için.


 Diğer oyuncağım da, babamın marangozdan aldığı, nispeten düzgün şekilli bir çuval dolusu artık tahta parçasıydı. Saatlerimi geçirirdim o tahtalarla, şatolar yapar Prenses Banu'yu oturturdum içine, mis gibi çam kokarlardı. Öyle cilalı, pürüzsüz parçalar olmadıklarından, mutlu saatlerin sonunda elime batan kıymıklar için abimden yardım isterdim.



Annem, hepimizin kıyafetlerini kendi dikerdi. Böylesi hem daha hesaplı oluyor hem de mağazalardaki standartlarla sınırlı kalmıyordu çocuklarını giydirme zevki. 3 tane 'Burda' dergisi vardı evimizde. Alamancı bir tanıdığımız vermişti anneme. Annemin o anki yüz ifadesi hala aklımdadır, çok mutlu olmuştu, ufku açılmıştı bir anda.
Alırdı beni kucağına, beraber hayal kurar dikilecek kıyafetin renginde, eninde, boyunda sevmediğimiz şeyleri düzeltirdik, şurasını beyaz yapalım, bu dantel neymiş ıyk çıkaralım.
Sonra annem dikmeye başlar ve dergiler bana kalırdı. Tek tek, bütün fotoğrafları incelerdim. Ama modellere değil, tamamlayıcı öğelere takılırdım. Modelin elindeki su bardağına, oturduğu sandalyenin ayağına, yerdeki halıya, arka plandaki oyuncaklara.. Sayfaları yavaş yavaş çevirir, hepsi için hak ettikleri zamanı ayırırdım. En sevdiğime 7 sayfa kaldı, en sevdiğime 6 sayfa kaldı, en sevdiğime 5 sayfa kaldı diye sindire sindire ilerler... Ve en sevdiğim!

Çocuk evi! Üstelik gerçekten içine girip oynayabiliyorsun! Hem de kendi salonumuza bile sığar! Kapısına bak gerçekten kapanıyor! Aaaa perdeleri de var! İçinde ayakta durabilir miyim? Tavanına ellenir ki bunun? Annem bunun içinde yemek yememe izin verir mi acaba? Ya burda uyusam? Sığarım ki bişi olmaz. Aaa, bu benim kendi evim olur, o zaman abimle aynı odada kalmam ve evime girmek için benden izin istemek zorunda kalır? 

Bunların hepsini sessiz sessiz içimden düşünürdüm. Ailemizin neyi alıp alamayacağını bildiğimiz için, haftada bir çokomel dışında birşey istemezdik onlardan. İstemeyi bilmeyişim burdan gelir, hiç öğretilmemiştir.

Sonra kayboldu o dergiler, ben okula başladım. Babacığımın işleri düzeldi, biraz daha kazanır oldu. Yeni bir eve taşındık. 4 koca sene geçti. O zamanki ömrümün yarısı :)

Bir gün, giydirdi süsledi annem beni, gönderdi halamlara. Kuzenime bakmam gerekiyormuş, halam tamam diyene kadar eve gelmeyecekmişim.
Beklenen komut geldi, tuttu halam elimden, getirdi beni eve. Ne olduğunu anlamadığım bir gürültü var evde. Mis gibi de kek kokuyor, aa yengem mi o saçı görünen? Heralde dedim, annemin kabul günü bugün.
Çıkardım üstümü başımı, girdim içeri, bir dünya insan. Dayılarım, kuzenlerim, yengelerim, sınıf arkadaşlarım, babam fotoğraf makinasının arkasında... Ne büyük bir curcuna!
Kalabalığın arkasında birşey var, yeni birşey. Eski evimizdeki perdenin kumaşı bu, tanıdım, arı maya vardı üstünde. Aaaaaa! O dergideki ev bu! Anneeeeeee! İnanmıyorum, farketmişsin! Nasıl yaptın bunu! 
Ve flaş patladı. 

En unutamadığım, en mutlu doğum günümün fotoğrafı. Kapıdan girip de gördüğüm şeyi algıladığım an, allah ne verdiyse bütün gücümle attığım o büyük çığlıkla karışık kahkaha! Ve arkamda benden daha mutlu, gözleri dolmuş annem...

Umarım birgün küçük bir kızım olur da, ben de onu bu kadar mutlu edebilecek bir anne olurum.
Seviyorum sizi, kalın sağlıcakla!