3 Kasım 2010 Çarşamba

Dayatılmış, öğretilmiş, zoraki hayaller uçuşuyor etrafta.

Kulak misafiri olduklarıma inanasım gelmiyor bazen.

'Çocukluğumdan beri düğünüm Çırağan Sarayı'nda olsun isterdim' !!! Bir çocuk, bir erkek çocuğu, düğünü Çırağan Sarayı'nda olsun istiyorsa, kafasından geçen merdiven trabzanlarından aşağı matchbox araba sürmekten fazlası değildir. Bacak kadar boyu ile nereden bilecek hava atmanın, sahte gülücükler savurmanın, kasıla kasıla gezmenin, elde şampanya kadehi ile poz vermenin prim yapar olduğunu?

Biraz daha düşününce üstünde, kızamadım bile. Ne yapsın ki? Bunu öğreniyor doğduğu günden beri. Bilmemkimin çocuğundan eksik kalmasın diye eline telefon, masasına bilgisayar, çantasına taşınabiliri, odasına televizyon, o televizyona oyun şeysi, az büyüyünce altına arabası... Biraz sendelese sırtından, omuzundan destek veren bir sürü el. Sürekli bir pohpohlama sonucu işte karşınızda koca kahkahalı bey efendi ve onun kendinden büyük egosu!

Annemle pazara giderdik. Evde yalnız bırakmamak için sürüklerdi yanında. Genelde akşam üzerileri giderdik pazara, daha ucuz olduğunu söylerdi annem. Yıllarca, her hafta izledim onun her sebzeyi tek tek seçişini pazar arabasının arkasından. Bu görüntünün konumuzla alakası yok. Pazardan eve dönüş yolundaki oyuncakçının camında 3 dakika daha fazla zaman geçirebilmek için dilim dışarda koşturmalarımın da konuyla alakası yok. Konu ne biliyor musunuz? Ben o camdan hayran hayran bakarken oyuncaklara, en sevdiğimin gözümün önünde alınıp paketlenmesi... İki gün sonra o oyuncağı parkta oynarken kolları kafası ayrılmış görmem... 'Deli misinisss kıymetlimssss, o balık öyle mi yenir? çiğ çiğ ver bise kıpır kıpırr pattes kalsın..' repliği böyle bir anda çıkmıştır eminim.

Şimdi bakıyorum etrafıma, aç insanlarla dolu. Herkes birbirinin hakkına tecavüz ediyor. 3 dakika tasarruf etmek için sıranı çiğniyor, bir adım önde olmak için seni ittiriyor. Daha zararlı seviyelerdekiler, görmediğin zamanlarda ince ince çalışıp koca bir çukur açıyorlar bir sonraki adımının altına. Bunu yaparken tatlı tatlı gülüyorlar bir de yüzüne.

Keşke olması gerektiği gibi değil de, herkesin olduğu gibi büyütselermiş beni. Azınlıkta olmak, numulelik sayılmak. Topluma kendini uyduramamak.

Merhaba, ben Gollum. Şehrinize yeni taşındım? Beni de aranıza almaz mıydınız? Ah hayır, guççi çantam yok henüz...