27 Aralık 2010 Pazartesi

Acıtan şeyler.

Alışveriş merkezlerinde çok sık gözlemlerim bu tipleri.

Biçimsiz ama birkaç binlik kıyafetli, genelde 20'lerinin ilk çeyreklerini yaşayan, değer yargıları bir avuç dolardan ötesine geçemeyen profillerden bahsediyorum.

Kız olanın, mağazanın önünden geçerken gördüğü helokitiye yaptığı ani hamle ve repliği: 'Yha A$kiToOom, sHok quSeL dEqil Miiii?'. Ve peşinden sürüklenen zavallıcık: 'ewt minnoşuam, yakışır sanaaa, hadi alalııım'. Şimdi, aşk size bunu yaptırabilir. Kabul ediyor ve sadece yazarak yargılıyorum.

Yine geziyor aşkitosuyla minnoşu, el ele, alışveriş merkezinde. Böyle de bir dünya var biliyorsunuz değil mi? AVM'lerde 12 saat geçirebilen ve sıkılmayan bir grup insan var. Neyse efendim, çiftimiz geziyor mıçmıç yapa yapa. Koridorun sonundaki pet shop'a giriliyor. Hatun kişi yamulurken yavru köpeklere, er kişi de bir adım geride. O mu aşkım, bunu mu sevdin balım, şu mu tatlıymış çiçeem.

O gün öyle biter artık. Hatun kişi anlatır da anlatır, miniş tatliş yavriş köpüşleri. Bebek taklidi yaparak konuşabileceği bir malzeme vardır artık elinde. (ben ne nefret doluymuşum bunlara yahu, yazdıkça kendime şaşıyorum). Günün sonunda elimizde kalanlar şunlardır: rutin gününü tamamlamış genç kızımız ve bilinç altına 'bana yavru köpek alırsan aha bu kadar mutlu olurum' mesajı tüm gün boyunca itinayla işlenmiş delikanlımız.

E, noluyor sonunda? En yakın tüketim gününde, gidiliyor o petshop'a, yavrucuk kafesten çıkarılıyor. Boynuna pembe bir kurdela... Artık yılbaşı için mi olur, sevgililer günü için mi, bilemem orasını.

Yavru ilk iki haftayı atlatabilecek kadar şanslı ise (konunun bu kısmı da oldukça ciddi, hayvan mağazaları yeterli denetimden geçmediği için vahim durumda yavrucaklar) pamuklar içinde büyüyeceği bir hayata atılıyor.

Veterinerler, kuaförler, özel şampuanlar, diş fırçaları... Çeşit çeşit mamalar, ödül şekerleri, çikolataları... Peluş yataklar, polar battaniyeler... Sürekli kucaklayan kollar, sevgi dolu eller...

6 ay böyle geçti, yavrucuk büyüdü. Dışkısı da büyüdü, yaptığı yaramazlıklar göze batar oldu. Kızımız da hevesini aldı.

Arabayla yapılan kısa bir yolculuk. Yavrucuk tanımıyor gittiği yeri. Apartmanlar yok, yanından geçerken eğilip kafasını seven insanlar da. Gecenin karanlığında, soğuk ve garip bir yerde atılıyor arabadan. Kafasını kaldırdığında yine göremiyor ay ışığını, ama bu sefer farklı şeyler kapatıyor görüş açısını. Ağacı tanımamış ki? Ayakları acıyor soğuktan ve topraktan. Yemek saati geldi, ama mama kabı nerde? Neyle karnını doyuracak? O sevimli teneke kutulardan çıkan lezzetli yumuşacık mamayı bu sefer nereye koymuş olabilirler? Aaaa, kardeşler varmış burada yaşasın! Heey niye ısırıyorsunuz, ben de sizdenim, kuyruğum var bakın?! Sahibim nerede benim, tüylerim karıştı taranmam lazım? Sahibimi bulmalıyım... Bu düşünceyle kendini yola vuran yavrucuk, eğer şanslıysa hala hayatta iken barınak görevlilerine ve gönüllülerine rastlar.

Bu haftasonu yaptığım bir ziyarette tanıştım buna benzer yüzlerce hikayenin kahramanlarıyla. Hepsinin ifadesi aynı. Kırgın gözlerle kısa bakışlar atıyorlardı. Sanki, yeterince uzun bakarlarsa yine inanmaktan korkuyorlardı insana. Yanlarına yaklaştığınızda önce bir iç çekiyorlar, kim bilir, ilk sahiplerini hatırlıyorlardır belki de.

Yedikule Hayvan Barınağı; bir sebeple evlerinden uzaklaştırılmış köpeklere kucağını açmış. On tane değiller, elli tane değiller. Yüzlerce can var orda, hepsi kırgın, hepsi üzgün. Hepsinin ruhu var, hepsi kalbinizin ta içine bakıyorlar. Ve ağırlıklı olarak cins köpekler, o petshopların vitrinlerindeki kafeslerde gördüklerinizden... Bir sürü husky, golden setter, dalmaçyalı, beagle... Napoliten mastiff bile vardı yahu gözlerime inanamadım.Yazık...

Elimden gelen tek yardım; o gün orada yetişebildiğimi sevmekti. Yapılabilecek başka yardımlar da var, plazamın yemekhanesi belki bu konuda ışık olabilir bana. Artık yemekler dışında başka şeylere de ihtiyaç var. Eski gazete, battaniye, karton kutu, yer döşemesi malzemeleri, süngerler.

Başka bir çözümü olmalı, hayvan satışı yasaklanmalı belki, belki de sahiplenme şartları zorlaştırılmalı, bilemiyorum. Yüzlerce candı benim gördüğüm, daha binlercesi var.

Birşeyler yapmalı...

 Üç senedir kendimle, kendi evimde yaşıyorum. Hayvanları, özellikle köpekleri çok sevmeme rağmen henüz yeni bir canı sahiplenecek cesareti kendimde bulamadım. Çocuk oyunu değil, çocuğun gibi olacak bir canı evine almak. Duyarlı olmalı, çok düşünmeli üstünde. Karar verdiğim anda ise, soluğu barınaklardan birinde alacağıma eminim.