6 Temmuz 2011 Çarşamba

Çaresizlik

Beraberinde vurdumduymazlık getirirmiş çaresizlik, onu gördüm.

Yapacak hiçbirşeyi kalmamış. Sorunu belirlemiş, olası çözümleri sıralamış. Ama durumunun vahimliği yüzünden bütün enerjisi çekilmiş. En iyisi diyor, böyle gidecek gittiği yere kadar. Ama bunu derken bile içi eziliyor, anlıyorsunuz sizden kaçan gözbebeklerinden.

Gözleri doluyor anlatırken. Bu günkü aklım olsaydı böyle mi yapardımlara kadar geliyor konu kısa süreli rehabilite seansımızda. Sonra hemen farkına varıyor cümlesindeki olasılıksızlığın.

14-15 yaşlarında bir 9. sınıf öğrencisinden bahsediyorum. Parkta köpeklerimizi gezdirirken yaptığımız sohbetlerde anladım ikinci kez sınıf tekrarı yapmak üzere olduğunu. Ve böyle bir şansı olmadığını, yine sınıfta kalırsa liseyi açıktan bitirmek zorunla olacağını. Dile getirmese de, ses tonundaki değişimden ve vücut dilinden anlıyorsunuz ne kadar üzüldüğünü. Dayanamadım, gel dedim, çalışalım beraber.

En yakın ilk bütünleme sınavı 'dil ve anlatım' dersindendi. Bir gün önce ders kitabını ve defterini rica ettim, önceden çalışmam lazımdı sonuçta yardım edebilmek için. Bizim zamanımızda 'Türk dili ve edebiyatı' vardı bir kere. Kitaplarımız da hem konu anlatımlı olurdu, hem okuma parçalı, hem anladık mı acaba bölümlü. Yeni nesil ders kitapları gördüğüm kadarı ile böyle değil. Öğrenciyi tamamen aziz gugıla yönlendiriyor. Hiç konu anlatım yok. Örneklendirmeler zayıf. İnanın zorlandım konu sonundaki soruları yaparken, gugıl bile fayda etmedi. Ertesi gün işten çıkar çıkmaz eve gittim ve çağırdım öğrenciyi.

İlk ünite ses bilgisiydi. Geniş ünlüyü sert ünsüzü bilmemeyi geçtim, ünlüyü ünsüzü karıştırmayı geçtim, alfabedeki harfleri 15 dakika düşünmezse yazamayan bir lise öğrencisi olur mu? Bırakın liseyi, ilkokul 4 öğrencisi bile olmaz, olmamalı!

Bütün bir akşam boyunca ünlülere, ünsüzlere, bunların sertine yumuşağına, düz genişine dar yuvarlağına çalıştık. İşime de yaradı, sesleri çıkarırken 'aaaa' 'ııııı' diye, yüz jimnastiği de yapmış oldum.

Ders bitip de herkes köşesine çekildiğinde çok karışıktı kafam. Hem buruktum, çünkü yardıma ihtiyacı vardı ve nasıl yapacağını bilmiyordu, hem de umursamazdım bu yaşına kadar mesleği öğreticilik olan insanlar yapamadıysa ben nasıl yapacaktım ki iki günde.

Ertesi gün, biraz daha uzun zaman ayırdık çalışmaya. Son bir saati de daha çok psikolojik seans gibiydi. Ben açmadım konuyu, kendi başladı. 'Emek harcanmayacak durumda olduğumu biliyorum Azze Abla, yardım etmekten vazgeçersen anlarım, sorun değil benim için' diyordu ama, dedim ya, sizden kaçan gözbebeklerinden anlıyordunuz çaresizliğini ve üzüntüsünü.

Merak ettim, gerçekten 'emek harcanmayacak durum' diyerek neyi kasdettiğini. Anlat dedim, ne ki senin durumun?

Sebebi bilinmez, daha birinci sınıfta vazgeçmiş öğretmeni ondan. İlgilenmemiş, ödevlerini kontrol etmemiş. İkinci sınıfa geçtiğinde yeteri kadar okuma bilmediği için ilk dönemi yine birinci sınıflarla okumuş. Hep geride kalmış, hep konu kaçırmış. Ama hiçbir öğretmeni de dönüp ittirmemiş, hadi toparlan dememiş, tutmamış elinden.

İlk beş sene böyle geçmiş de, sonraki senelerin de bir farkı olmamış. Aileden de pek ilgilenen olmamış, abisi yatılı okuldan mezun olunca farketmiş durumu, apar topar dersaneye yazılmasını sağlamış. 8 yıllık eğitim bir dönemde dersaneden alınır mı? Eh, dersanedeki öğretmeni de böyle düşünmüş olacak ki varlığını yokluğunu sorgulamamış bile.

'Öyle ya da böyle, ilkokul birinci sınıftaki öğretmenim bıraksaydı beni sınıfta, ailem de haberdar olurdu herşeyden' diyor. Öğretmenlerin de başarı puanları/performans kriterleri gibi bir değerlendirmeleri varmış sanırım, bu yüzden sınıfta bırakmamak için ellerinden geleni yapıyorlarmış.

Bu sene de sınıfta kalırsam, açıktan bitirmek zorundayım diyor. Herşeyin kafasına dank ettiğini açıktan lise okumanın normal öğrenimden çok daha zor olduğunu, her sabah mecburen uyanmanın kazandırdığı disiplinin eğitimde gerekli olduğunu kocaman adammış gibi açıklarken anlıyorsunuz.

Hikaye uzun, içime oturan daha çok başlık var. Asıl üzüldüğüm nokta, İstanbul'un göbeğinde, iyi sayılabilecek bir semtte (beni bu cümleyi kurmak zorunda bırakanlar utansın, semte göre eğitimde farklılık olması ne demek!) zihinsel yeterlilik bakımından normal sayılabilecek bir öğrencinin düştüğü durum. Öğretmenlerin değer kaygılarındaki değişiklik ve kolay vazgeçme. Durumu bu seviyeye getiren yanlışlıklar zinciri, işin içinden çıkılamayacağı anlaşıldığında 'sistem işte' denmesi.

Üzücü.

Seviyore sizi, kalın sağlıcakla.