17 Mayıs 2010 Pazartesi

Geyşan aldı katanayı eline bebeğim.

Ben istanbula senin için gelmiştim.

Sana aşığım diye, seni seviyorum diye yerleştim buraya. iki senem seninle dolu dolu geçti. en çok kahrını çektim ama. beni aldattın, gırtlağa kadar borca batmama sebep oldun, 5 hastalık kazandırdın, 17 kilo verdirdin. teşekkür ederim, sevmeme izin verdin, arada güvende hissetmeme de.

Geyşan aldı katanayı bebeğim, ilişme artık bana. pek bi çok seviyordum seni, şimdi o kadar nefret ediyorum.

Şimdi ne yapacağım ki? mantramı tekrarlayacağım..

Seninle hiç tanışmamış olabilirdim.
Sen dünyaya gelmemiş olabilirdin.
Sonuçta ben, varlığım sana bağlı bir birey değilim.
bu gerçekten yola çıkarak, seni çok sevdiğim için kendi kendime var ettiğim 'sana bağımlılık' hissimden sıyrılacağım. böylelikle problemim basitleşecek.
Sen olmasaydın ne yapardım? Hayatıma devam ederdim, başka yerde başka şekilde.
Hiç kimse sen değil evet, ama seni bana özgün yapan da benim.

Bana acı çektiren sen değilsin. sensiz yaşayamamak duygusunu ta derinden hissettiğim için benim.
Yani, her ne kadar benliğim sana ihtiyacı olduğunu 'sansa' da bu duyguyu yaratan da benim, yok eden de ben olacağım.
Bundan sonra yapacağım şey, çaresizce sana bağlanarak yaşam kaynağımı kaybetmemeye çalışmak olmayacak.
Evet, çatlaklarımdan bağımlı ve güçsüz bünyemin tepkileri sızacak bir süre, ama hayat da beni beklemez, geçip gider.


İlk defa bu kadar kaygılandığımı farketmem aslında ilk defa bu kadar sevdiğimi ve aşık olduğumu ortaya çıkarmış olabilir mi?

Başka şeylerin ilkleri bu kadar canımı acıtmamıştı.

Ben kendime şaşıra durayım, kaynağımdan çözümümü arayım, sen de kal sağlıcakla.


Ha sayın okuyucu, uzun süre benden bi cacık olmaz, asabiyet yaparım. affedersiniz heralde..