Ama o 8 yaşında olabileceğinin en kötüsü en kör kütüğü? Gördüğünde dizlerin titrer miydi? İçin bişiler yapmak için pırpırlarken ne yapacağını bilemediğinden saçmalar mıydın?
Ben nnnnasıl âşık olmuştum biliyor musun? öyle böyle değil ama.
Tek basamaklı bir yaştasın yahu, nerden biliyorsun aşk ne demek, aşktan canı acımak ne demek? 80’li yıllardan bahsediyorum, televizyondan öğrenebileceğin çok fazla bir şey yoktu o zamanlar, uykudan önce şen kahkahalar işte.
Üçüncü sınıftaydım sanırım ilk fark ettiğimde, çok net hatırlayamıyorum zamanını. Spor salonunda folklor ekibi seçmeleri vardı, tüm sınıflardan katılmak isteyenler toplanmıştı. Koca spor salonu, güneş doluyor içeri, kalabalık, ama çok sessiz. Çıt duyamıyorum, o derece aklım gitmiş başımdan. Orda birisi oturuyor, yerde, ne cool. Hiç unutamıyorum o sahneyi, siyah pantolonun üzerindeki beyaz tshirtü ve siyah pantolon askılarıyla yerde oturuyor, güneş de sırtına spot misali. Onu gördüğüm an tuttum aldığım nefesi, metabolizmam da dursun öyle izleyeyim, bu nasıl bir çocuk!
Şimdi bu aşamadan sonra (bence!) kız kısmına bahşedilen türlü cinlikler devreye giriyor. Bir şekilde adını öğrenmeli, sınıfını öğrenmeli, onun en yakın arkadaşıyla seninki arkadaş olmalı. Tenefüsleri iple çeker olmuştum, koridora çıkmazsa acaip moralim bozulur ‘hii beni sevmiyo işte’ diye heder ederdim kendimi. Bir sonraki tenefüs görürsem de trip atardım, kızgın bakardım. Ha ne oluyo gördüğün zaman? Saç çekmeler, topunu alıp kaçmalar falan… o en yakın arkadaşına ‘git azze’ye böyle böyle de’ derdi, mesaj benim en yakın arkadaşıma ‘mezzo azze için bisikletinin arkasına yatak yaptırıp dünya turuna çıkarıcakmış’ diye iletilirdi. Mesaja bak ya :)) mesajı bırak, duyunca benim uçuşuma bak, heryerde çiçekler kelebekler horeeeey :)
Anket defteri modası vardı o zamanlar bi de, sırf mezzoya özel bi anket defteri hazırlamıştım. Issız adaya düşsen, onbinyüz trilyonun olsa vs.. dur ama, bomba soru geliyor: benim için bir şiir yazar mısın? yazmış mezzocuğum, de, anlamayarak kırkbinellialtı kere hüzünlü bir şarkı eşliğinde okuyup okuyup hüzünlenip mutlanıp bişiler olmuştum, bak bunu yazmıştı:
Birinci deli kara sevdalı
Elinde kağıt kalem
İri memeli, geniş kalçalı
Kadın resimleri yapıyor
Burumuş bir mektup avuçlarında
Hem ağlıyor, hem öpüyor
İkinci deli Tanrıya küskün
Çıkmış dinden, imandan
Küfrediyor bütün gün
Kocaman kocaman elleri var
Bir tutuşta parçalayacak gökyüzünü
Bıraksa gardiyanlar
Ümit Yaşar Oğuzcan'dan yazmış benim için bir şiir :) kalanları kırpmış ama, fazla acıklı diye mi acaba, yoksa üşendiğinden mi. Sorayım bunu kendisine :) aaay komik yahu!
Hey allaam hatırladıkça gülüyorum, bacak kadar boyumla, o zamanlar bilmiyordum hissettiğim şeyin ne olduğunu ama şimdi bir vesile ile hatırlayıp da düşündüğümde bas bayağı kör kütük âşık olmuşum ayol!
Hey allaam hatırladıkça gülüyorum, bacak kadar boyumla, o zamanlar bilmiyordum hissettiğim şeyin ne olduğunu ama şimdi bir vesile ile hatırlayıp da düşündüğümde bas bayağı kör kütük âşık olmuşum ayol!
Çok uzun süre sürdü bu durum ama, ortaokuldan sonra liseler ayrılınca araya uzun yıllar girdi. Bir daha hiç görmedim. Ama hep aklıma geldi, en ciddi ilişkimi yaşarken bile düşünürdüm, acaba nerde, neler yapıyor, yüzü değişmiş midir, görsem hatırlar mıyım, yine aynı şeyleri hisseder miyim? Bu noktada merakımın asıl sebebinin yıllar önce yaşadığım ilk aşkın tadını tekrar bulup bulamayacağım olmadığından çok da emin değilim.
Neyse efendim, aradan 15-20 sene geçtikten sonra sevgili internetimiz yaygınlaştı da, aziz google’a minnettar olduğum sayılı anlardan birini de bu vesile ile yaşadım. Pıt pıt, girdim adını soyadını, mez zo, şıp diye verdi aziz google ilk sonucunu. Emin de olamadan, ürkek bir mail attım: “eğer sen doğru mezzo’ysan zaten azze’yi hatırlarsın.”
Bu mailden sonra kararlaştırdığımız görüşme gününe kadar çok hızlı işledi beynim. Kafandaki eski görsellere bakarak 20 sene sonra nasıl olacağını hayal etmek o kadar yorucuymuş ki. Bu nasıllık sadece fiziksel değil, neler yaşadı, hayat onu nasıl yönlendirdi, en büyük acısı neydi, en çok neye mutlu oldu. E aynı soruları kendin için de cevaplıyorsun tabi. Görüşene kadar zamanımın çoğunda kendimi telkin ettim: ‘saçmalama azze, sil o aptal sırıtmayı suratından, ne umuyorsun ki, aşkım çok özledim diye atlamayacağına göre kollarına, abarttın iyice ha!’