Av köpeklerini bilir misiniz?
Öğretilen kokuya karşı aşıırı hassaslardır. Yakaladıkları an peşini bırakmazlar, ve kaynağına ulaşıncaya kadar da rahatsız olurlar. Ava en yakın ama ürkütmeyecek kadar uzak mesafede de zınk diye durup 'ferma' verirler. İkinci bir komuta kadar tüm vücut sabit ve dümdüzdür, sahibine kokunun kaynağını işaret eder.
Her ne kadar atalarımın kökeni insanlardan geliyor olsa da, benim genlerime bir yerden karışmış av köpekliği, henüz ferma vermeyi öğrenemedim o ayrı.
Yemeğin tuzunu, çayın şekerini, sinirli erkeği, regl olmak üzere olan kadını farkında olmadan ayırt edebilirim sadece kokuyla. Ekstra bir çaba da sarfetmem gerekmez, haşmetli burnumu dinlemem yeterlidir.
Bahşedilmiş bir yetenek gibi görünse de, aslında acı veren bir durum kokuya karşı bu kadar hassas olmak. Kalabalık mekanlarda fazla bulunmamak, sürekli oda parfümü kullanmak, çantada hep kolonya/ıslak mendil/parfüm taşımak acımı hafifletmek için seçtiğim yöntemler.
Anomim birinin etrafına yaydığı kokuyla tetiklenen üstü örtülmüş anıların iç bükmesini dindirecek birşeyler bulamadım henüz. Anında akıyorum özlediğim en mutlu anlarıma...
Daha bununla ilgili mücadelemi bitirmemişken üstüne yenisi eklendi. Farkettim ki, ses ve müzikle de benzer tetiklemeler oluyor hafızamda.
Google talk ne zaman 'ding'lese yüzüm aydınlanıyor. Simp lite ne zaman 'ping'lese geriliyorum.
Kimyanın iyi yönde değişmesi tamam da, gerilince sinirlenince kanı nötrlemek yoruyor yahu :/
Seviyore sizi, kalın sağlıcakla!