7 Ocak 2011 Cuma

Savaş Başladı.

Dikkat!

Duyduk duymadık demeyin, savaş boyalarımı sürdüm.

Çok uzun süredir şu andaki işimde çalışıyorum. Kimler geldi kimler geçti. Hiç değişmeyenler de oldu. Ben de bunlardan biriydim. Hep burdaydım, hiç uzaklaşmadım.

Her iş yerinde olur benzeri durumlar, benim de başıma gelen genelin yaşadığından farksız değildir eminim.

Ne olduğunu anlatmayacağım. Sadece hazımsızlık, kıskançlık, bulunduğun statüyü sindirememekten kaynaklı olduğunu bilin yeter.

Sonucu anlatacağım sadece.

İş yaşamında yeni değilim, yeterince tecrübeliyim. Ama yeni olduğum bir konu var, sabır taşının çatlaması.

Çok güzel çatladı ama sayın okuyucu, öyle böyle değil. Temiz çatladı. Sağa sola parça da sıçramadı, sadece adrese teslim bir kütürtü o kadar. Ama alışmayınca insan işte, hiç yapmadığı şeyleri yapabiliyor.

Mesela, fikir soruyor yaşananı görenlere, siz dışardan ne gördünüz diyor. Üstüne, gidip bir de en tepeye kısa bir yazı yazıyor. Bu son yaptığım hiç bana yakışmadı, ama yapmak zorundaydım. Sonucuna da katlanmak zorundayım. Bile bile lades dedim, ve bu öğleden sonra işe devamımın sorgulanabileceği bir toplantıya davet edildim. Yüksek bir ihtimalle el sıkışıp ayrılacağız. Ve böyle olmasını manyak gibi istiyorum. Neden mi?

Savaş boyalarımı sürdüm diyorum! Yakaladığım yerde yıkacağım diyorum! Yoksa bu sinir beni yiyecek bitirecek... Keşke zamanında boşver demeyip de başlasaydım kick box'a, şimdi en acılı noktaları bilir olurdum. Ama deli gücünü seviyoruz değil mi sayın okuyucu?

Tüm yaşamım boyunca, boynumu hiç eğmedim. Susacağım yeri çok iyi bildim. Susmayacağım yeri de. Hiç sinmedim, belki zaman zaman harekete geçmek için fazla beklemiş olabilirim. Ama sonunda yapılması gereken hep yapıldı.



Son söz: Azze üç beş kıçı kırığa pabuç bırakmaz.


Seviyore sizi, kalın sağlıcakla.

Not: CV yollayım mı? :)


Bunu da izleyiniz, pek eğlenceli: http://www.break.com/index/the-great-office-war.html