Nöbetçi eczane aramaktı amacımız. Ve cuma gününden dağılmış psikolojimi, güneşle tedavi etmek.
Mecidiyeköyden başladık harekete. Beşiktaşı kontrol ettik, herşey yerinde mi diye. Taksime uzandı yolumuz, orası da tamamdı.
Galata'da kahve molası verdik. Doymadık yürümeye, hadi dedik, Eminönü.
Heryer insan. İnsan akıyor. Kalabalık. Gürültü. Uğultu. Yürümeye çalış, sakin yer bul, soluklan...
Çoğu zaman, geriliyorum insan içine çıktığımda. Kalabalık, nefes almamı engelliyor, çenem kitleniyor, tırnaklarım avucuma batıyor.
Neyse efendim, Sevdiceğim farketti de durumu, kalabalığından sıkılmayacağım bir yer buldu bana. Eminönü çiçek pazarı, lale soğanlarıyla bezenmişti, çok eğlenceliydi. Bilemezdim başıma gelecekleri.
Çiçekçiler bitince, hayvan pazarına da bakalım dedik. Uzun bir süredir hem forumlarda, hem de barınaklarda benimle yaşayabileceğine inandığım yardıma muhtaç bir köpüş arıyordum.
Sadece uzaktan bakıp da biraz mutlu olmak için tek tek gezdik bütün pet dükkanlarını...
Hikaye burada başlıyor, sonuncu dükkanda... Küçücük bir yer. 6 tane kafes var, 6 tane can. Çoğu 3 aylıktan küçük, hepsinin başında bir sürü insan. Ama bir tanesinin hiç ilgileneni yok. Burnunu dayamış kafesin kapısına, sadece izliyor geleni gideni. İç çektiğini görebiliyordum durduğum yerden. İki adım daha attım. Gözlerine baktım. Dolu doluydu. Çok üzgündü.
Diğer yavrulardan farkı, biraz büyük olması. 8 aylık diye, hiç alıcısı çıkmıyor. Küçücük kafeste, kendi pisliğinin üstünde yatıyor, üzgündü. Çok üzgündü.
Profesyonel satıcı, devreye girdi burda: 'Abla, sevdin sen onu dur kafesi açayım'. Yok, aman derken. Pıtır pıtır geldi güzellik. Elimi, kolumu, yüzümü yalıyor, canı gidiyordu sevilmek için. O kadar mutlu oldu ki. Çaktırmadan kontrol ettim biraz. Gözleri akıntılı, arka bacağının iç tarafında bir yarası var. Tırnaklarından bir kaçı iltihap yapmış. Belli ki, hiç dikkat etmiyorlar bakımına. Alıcısı yok ya nasıl olsa, yavru değil ya nasıl olsa.
Birkaç hikaye duymuştum, Eminönü'ndeki hayvan dükkanlarına ilişkin, yaşı büyük diye satılamayan köpekleri ya ölüme terk ediyorlar ya da sokağa bırakıyorlarmış.
Hayatımda ilk defa, bir hayvan sahiplenmek için para ödemeye niyetlendim. Bir yandan içim gidiyor, bu tüccarların ekmeğine ben de mi yağ süreceğim diyorum kendi kendime. Diğer yandan kucağıma sığınmış bebek var, hem de narin bir ırk, fransız bulldog, yaşayamaz kafeste, dayanamaz... Üstelik pislik içinde, bakımsız... Mutsuz...
Sevgilim dedim, yapsan bir pazarlık?
O kadar hızlı gelişti herşey, göz açıp kapayana kadar taksideydik, evimize gidiyorduk. Ben, Sevgilim, ve köpüş. Takside seçti adını köpüş. Omuzuma koydu kafasını, uykuya daldı. Horul horul. Mecaz değil, insan gibi horluyor. Tamam dedik, Dizel bu.
Dizel kızım, güzel kızım...
Geldik evimize, izin verdik biraz tanımasına. Hiç ayrılmıyor yanımızdan, sürekli kontrol ediyor. Üç adım atıp dönüp bakıyor, güvensiz, gideceğiz sanıyor. Belki de inanamıyor sıcak bir yerde, sevgi gördüğüne.
Banyodayken ne kadar uslu olduğunu görmeliydiniz. Sabırla bekledi temizliğini yapmamı, sonra horultularını dinletti bize, yumuşacık havluların içinde uyuyakaldığında.
Odamızda yer yaptık ona, yumuşacık yastıklarla, polar battaniyelerle. İlk gece çok huzursuzdu, sürekli uykusundan uyanıp bizi kontrol etti, hala orda mıyız diye.
Hep diyordum içimden: 'Dizel kızım, güzel kızım, bir anlatabilsen hikayeni, neler yaşamışsın, ne kadar üzgünsün'. Boş değildi bakışları, hem kırgındı, hem üzgündü, ve çok güvensizdi...
Evde, sürekli peşimde. Yalnız uyumuyor, yalnız yemek yemiyor. Karnını doyurduktan sonra dışarı çıkıyoruz. Sokakta daha huzursuz. Kulaklarını görmelisiniz, sürekli tetikte, her çıtırtıdan ödü patlıyor.
Ne yaşadı da böyle oldu?
Benim Dizel kızım, çalınmış ilk evinden. Bir şekilde, sahibi buldu bizi. Sakarya'dan, sahibinin bahçesinden çalmışlar zavallıyı. Sonra serüveni başlamış. Önce sakarya içinde satmaya çalışmışlar, bir şekilde istanbula ulaşmış. Ümraniye, göztepe, eminönü, ve arada bilemediğimiz başka duraklar...

Diğer tarafta, Sakarya'da, benim Dizel kızım, bir başkasının Maya'sı. En az bizim kadar sevdiğine eminim, parçalanmıştır yüreği... Sadece 9 gün bakmış, ona rağmen çok üzülmüştür.
Sırf bu yüzden, izin verdim bizimle iletişime geçmesine.
Şimdi benim içim parçalanıyor... Ama olsun değil mi, Azze neleri atlatmadı.
Bir yanım diyor ki, bırakma, verme, çalıntı olduğunu bilmeden aldın evine, çok sevdin, o da seni sevdi, hakkın artık. Diğer yanım da diyor ki, senin başına gelse neler hissederdin?
Canım acıyor, onu biliyorum.
Seviyore sizi, kalın sağlıcakla...
Ne öğrendik: Bir daha asla, gidilmiyor böyle yerlere, asla. Can dayanmıyor, kurtarmak istiyor...