24 Mayıs 2011 Salı

Pat!

Ayın altında Akşehir üstünden Afyona doğru giden kağnıların peşindekiler unutuldu tabi, unutturuldu.

Bu üresinin yazdığı yazının üstüne yakaladıkları geyik potansiyelini değerlendiren sevgili ofis arkadaşlarıma attığım bir mail aşağıdaki, zaten yazmak istiyordum bu konuda, iyi de oldu.




Ayıptır, yazıktır.

Bir kadın, nasıl olur da kendi cinsiyetini bu kadar ayaklar altına alacak bir demeç verebilir. Üstelik azımsanamayacak bir kitlenin aile danışmanlığını yaptığını düşünürsek, ‘tehlikenin farkında mısınız’ dememiz gereken yeni bir olayın daha doğmak üzere olduğunu göz ardı etmememiz gerekir.

Ama suç onun değil. ‘Televole kültürü’ bilinçli bir şekilde empoze edilmedi mi bu millete? Aylar, yıllar boyunca aile içi çarpık ilişkilerin konu alındığı dizileri izlemedi mi bu millet yüksek ratinglerle? Beklenen sonuç buydu, bu gelecekti, belliydi.

Evet, medya halkın ilgisini ne çekiyorsa onu malzeme olarak kullanıyor, sonuçlarına bakmaksızın. Azımsanmayacak bir popülasyonun gayrımeşru ilişkisi olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Bunun dedikodusu ise mahallede en çok takip edilen konudur eminim. Medya da bunu gözden kaçırmıyor, sonuçlarına bakılmaksızın ilgi çekecek ne konu varsa işleniyor, sündüre sündüre. Gazetelerin üçüncü sayfalarındaki cinayet haberlerini okumaktan zevk alan bir kesim de var, medya bunu fark edince ne olacak?

Hatırlarsanız yıllar önce bir çocuk pikaçuya özenip balkondan atladı. Yine hatırlarsanız bıyıkları yeni terlemeye başlamış bir başkası dutlar vadisine özenip arkadaşını vurdu. Benim tanıdıklarım arasında bile, onlu yaşlarının tadına varamadan, bir dizi karakterinden esinlendiğinin anlaşıldığı tek cümlelik bir mektupla canına kıyacak erdemi kendinde bulan bir çocuk vardı.

Şimdi, medya bu kadar meşrulaştırınca normal olmayan ilişkileri bu kadının bunu yazması normal. Asıl korkutan şey bence bunların ‘normal’ sayıldığı yazılı ve görsel medyadan erişim çağındaki çocukların birbirlerine cinsel obje olarak bakmayı öğrenmesi. Duyduk ve duyuyoruz 16'lı yaşlarında tecavüz sanığı ve mağduru olanları.


Bu açılardan bakınca, kendimi biraz sansür savunucu olarak görüyorum. Böyle haberlerin, bunu konu alan dizilerin ve filmlerin bu kadar erişime açık olmaması gerekliliğini savunabilirim sanırım.

75 kuşağı büyürken televizyonda çok az şey gördü, maceracı ve araştırmacı oldu. 80 kuşağı televizyonda doğa ve çevre konulu programlar, belgeseller izledi; çevreci oldu, aktivist oldu.

85 kuşağı televole izledi, manken oldu. 90 kuşağının ne izlediğini bilmiyorum ama oluşan şeyden hoşnut değilim. Bundan sonrakileri hiç takip etmedim. 2000 kuşağının ne olacağını hep beraber izleyeceğiz, apaçiler emolar sadece uyarıydı. Bunların çürük elmalar olduğunu, sadece şanslı azınlığın bu topluluktan sıyrılabildiğini de unutmayalım.

K., kusura bakma, geyik dönsün diye doksana taktığın bu şutu çevirmek zorundayım. Ve bu maile sadece itaat konusuna takılarak cevap dönen siz sevgili bayan arkadaşlarım, cinsiyet olarak hissetmiyorsanız milliyet olarak hissedin lütfen unuttuğunuz gururu: http://www.dailymotion.com/video/x3xa3z_ruhi-su-kadinlarimiz_music

Sevgiyle,

Azze.