16 Haziran 2011 Perşembe

Kaptan, bir cisim yaklaşıyor!


Dünyanın sonu gelmiş, geride kalan üç beş Ademoğlu hayatını sürdürebileceği başka bir gezegen bulmak zorunda kalmıştı.

İzlenen tablo içler acıttığı kadar ilginçti de. Küçük uzay gemilerine binerek evleriyle vedalaşan çekirdek aileler… Kapsül kadar gemilerine sığdırmaya çalıştıkları hayatları, vazgeçilmezleri… 

Çoğunun gözleri ıslaktı. Az bir kısmı belki de gerçek mesajını düşünmeye çaba bile sarfetmeden yaptıkları ‘seninki kaç santim la’ şakalarından ya da televizyon ekranında çekirdek çitleyerek izledikleri nükleer karşıtı kampanyalara dahil olmayı akıl bile edemedikleri için kendilerine kızıyordu.

Öyle ya da böyle, dünya bitmişti. Şimdi önemli olan, yeni bir gezegen bulup içine s.çmadan yaşayabilmeyi öğrenmek ve burada yaşam döngüsünü başlatabilmek için çaba sarfetmekti.

Her kapıda bir kapsül geminin bagajı dolduruluyordu. Kıyafetler, çantalar, miniklerin en sevdiği oyuncakları, kitaplar, tencere götüren bile vardı. Kimisi arkada bomboş bir ev bırakırken, kimisinin çıktığı kapıda yaşadığı dünyada ölmeye yemin etmiş mutlu bakışlarla el sallayan yaşlı insanlar bekliyordu.

Köşe başındaki evde yaşanan sahne ise biraz daha farklıydı. Komutan Dizel yönetimindeki aile küskün bir soğukkanlılıkla emredilen eşyaları topluyordu. Kişi başı soğuk ve sıcak havayı idare edecek iki takım kıyafet dışında tekstil ürünü alınmadı gemiye. Mavi kapsül geminin bagajının kalan kısmı Komutan Dizelin talimatlarıyla dolduruldu. Yeteri kadar toprak, birkaç torba tohum ve meyve çekirdeği, alabildiğince kuru mama!

Yolculuk başladı, rotayı da Komutan Dizel belirledi. Çünkü onun burnu dünyadaki en güçlü burundu ve konu yiyecek olduğunda hatasız çalışıyordu.

Birkaç haftalık yolculuktan sonra Komutan yeni hayatın başlayacağı gezegene iniş emri verdi. Neyse ki zemin inişe uygundu ve yeterinde yer çekimi vardı.

Tayfa gemiyi boşaltma ve yeni gezegenlerinde yerleşik hayata geçme çalışmalarına başladı.

Komutan Dizel’in akıllıca seçmiş olduğu tayfa sayesinde üç kişinin başlarını sokacakları bir barınak yapmaları çok zaman almadı. Ekipte tam donanımlı bir iç mimar ve istatistik uzmanı olması her zaman iyidir. Bu ikisi birleşince neler yapılabileceğini hayal edememeniz normaldir. Yaşayarak öğrendiğimiz için şu anda ben de size örnekleyemiyorum bu durumu, ama iyidir, karıştırmayalım ötesini.

Etrafta bulunan taşlarla kayalarla kafamızı sokacak bir barınak yaptıktan sonra, talimatları yerine getirmeye başladık. İlk işimiz yaşam döngüsünün devamını sağlamak için ağaç dikmekti. Boşaltım da yaşamın önemli zorunluluklarından biridir ve komutanlar bu iş için ağaç diplerini kullanırlar! 

Elimizdeki sınırlı toprağı ilk çam ağacımızı yetiştirmek için kullandık. Tanrı yanımızdaydı ki Komutan Dizel’in kendi metabolizmasıyla ürettiği üstün verimlilikteki gübre işimizi kolaylaştırdı ve ağacımız göz açıp kapayıncaya kadar büyüdü.

Tamam dedi Komutan Dizel, ‘artık kendi başınızasınız, günde bir kez mamamı verin yeter.’

Yönlendiren olmayınca tüm yaşamsal dertlerimizi unutup onlarca süs biberi saksımızı koyabileceğimiz bir mobilyaya ihtiyacımız olduğu konusunda hemfikir olduk. Aslında hemfikir olmadık ama, ben bıtbıt ötmeye başlayınca saksıların yerlerinin olmadığı konusunda, sevgilim de dayanamayıp hayatımda gördüğüm en güzel çiçekliği yaptı bana. Yaparken de Dizel’in çişiyle hızlıca büyümüş olan çam ağacını acımasızca kullandık evet. Barakamızın küçük balkonu bir anda evrenin mis gibi çam kokan en güzel bahçesi haline geldi. Şimdi bu bahçede, kalan bütün ademoğluna yetecek kadar süs biberi yetiştiriyoruz.

Evet sayın okuyucu, bu da bir haftaiçi eğlencesiydi bizim için. Fotoğraflarda gördüğünüz sevdiceğimin nefis tasarımı çiçeklik ve üzerindeki onlarca süs biberi fidesi. O kadar biberi ne yapacağım bilmiyorum ama duvardaki sardunyalarımla beraber nefis bir görsel oluşturdu, onu biliyorum.

Komutan Dizel yeni balkonumuzda mutlu görünüyor:

















Beni de çok mutlu etti bu görünüm :)











Sevdiceğim de sevmiş olacak ki eserini, kendini kaybetmiş sakız sardunyalar içinde:
 Seviyore sizi, kalın sağlıcakla!