Adım Zelal. 25 yaşımı henüz doldurdum, çok daha yaşlı görünüyorum. Hayat; beni sağdan sola savururken fazlasıyla hırpaladı.
Çocukken hayalini kurduğum yirmili yaş Zelal'inden çok çok uzakta bir yaşamım var. Bırakın liseyi, ortaokulu bile bitiremedim. Öğretmen olacaktım, kendimden tiksinir oldum.
Ne oldu da böyle oldu, dümen nerde yoldan kaymaya başladı, işte orasına karar veremedim.
Doğubayazıt'ta doğdum. Çocukluk yıllarımı hayal meyal hatırlıyorum. Hemen büyümek zorunda kalmıştım, kardeşlerime bakmak için. Bir odalı bir salonlu evde 14 kişi yaşamaya çalışıyorduk. Eve gelen tek para, annemin sağdan soldan saatlerce yürüyerek topladığı odunlardan sağlanıyordu. Babam mı? Babamın görevi beni ve diğer 8 kız kardeşimi dövmekti.
Dayak, artık hayatımın bir parçası haline gelmişti. Yaşları büyüdükçe erkek kardeşlerim de katıldı babamın seanslarına. Sebep bulmak onlar için çocuk oyuncağıydı. Bir keresinde 4 yaşındaki kız kardeşimle saatlerce dayak yemiştik, sayı saymayı öğrettiğim için.
Annem, hiç konuşmazdı. Gözlerinden anlardım bıkkınlığını, çaresizliğini. Doğal bir makyajı vardı, hepimizde olduğu gibi. Gözümüzden mor, dudağımızdan kırmızı eksik olmuyordu ki.
İki abim çalışmaya başlayınca biraz rahatladık. Artık babam için kahveye gidecek para vardı. Küçük erkek kardeşlerimi oyalayacak bir bilgisayar. Erkekler işe, okula ve kahveye dağılınca gizli gizli kullanmaya başladım bilgisayarı. Benim yaşadığımdan farklı bir dünya olduğunu görünce hem umutlandım, hem hüzünlendim. Birileri kafede poz verirken belki de çiçek suluyorum diye dayak yiyordum...
Kaçmak geldi aklıma. Herşeyi geride bırakıp kaçıp gitmek. Çalışırdım, dışarıdan okul bitirirdim, üniversiteyi bile kazanabilirdim, daha 19 yaşımdaydım. Bu düşüncemi hayalden plana geçirmeme yardımcı olacaktı Tolga. İnternette tanışmıştık, gizli gizli konuşuyorduk. Ah Tolga. Keşke anlattığın şeyler gerçek olsaydı.
İşte dümenin kırıldığı nokta burası. Hayatım boyunca ayağa kaldıramadığım özgüvenimi tamir etmek için bir başka erkeğe umut bağlamak! Yardım edeceğim demişti, okulu bitirmene destek olurum demişti... Seviyormuş beni, gözünden sakınırmış, evlenecekmiş benimle, kurtaracakmış bu hayattan!
Bir akşam, babam topladı oğullarını, uzun uzun konuştular. Kapının arkasından dinliyor ama anlayamıyorduk. Sonra çağırdılar beni yanlarına. 'Emminin oğluyla nişanladık seni' dedi. Satmış beni, amcamın oğluna?! Gelin olacağıma sevinemedim, artık bir başkasından dayak yiyecektim.
O gece karar verdim, Tolga'nın yanına gidecektim. Nerden bilebilirdim ki, inanmamam gerektiğini nerden bilebilirdim. Anneme anlattım, git dedi, koynundan çıkardığı üç kuruşu sıkı sıkı saklarken avucuma.
Gittim. Ağrıdan kalktım, Manisaya gittim. Telefon ettim Tolga'ya, adresini verdi. Nerden bilebilirdim.
Taksiye uzattım adres yazılı kağıdı. Eve ulaştık, Tolga olamayacak kadar yaşlı birisi çıktı kapıdan, ödedi taksinin parasını, babası sandım.
Bugüne kadar yaşamadığım bir kabusun içine düşmüştüm. Babası sandığım adam, kafama bir silah dayadı. Neler olduğunu anlayamıyordum, korkudan bağıramıyordum bile. Günler sonra bir gece yarısı, öleceğimden korkmuş olmalı, ıssız bir yere bıraktı beni bu adam.
Ölemezdim, hayallerim vardı, öğretmen olacaktım. Ama bedenim? Bedenim hiç bana ait olamadı. Hep başka erkekler vardı.
Şimdi 25 yaşımdayım. Koskoca 6 yıl geçti aradan. Sürekli yer değiştiriyorum, ölmemek için. Erkek kardeşlerim, gözleri kıpkırmızı, kokumu takip ediyorlar.
Merhaba, ben Müjde, 20 liraya istediğini yaparım...