Garip bir seremoni,
10 dakika önce bekleme salonunun duymasın diye annesinden uzak bir köşesinde telefondaki arkadaşıyla eski erkek arkadaşını çekiştiren ben yaşlarda kız çocuğu, şimdi yanıma oturmuş şekil değiştiriyor.
Önce bermuda yapılmış pantolon paçaları indirildi, sonra koyu renk bir çorap giyildi ayağa. Üstüne uzun bir entari (entari dedim sayın seyirciler), başına da örtüsü. Yüzükler, bilezikler çantaya. Makyaj temizle. Tüm hazırlıklar tamam. Cebinden küçük bir kitap çıkardı ve başladı fısıldamaya.
Tüm bu süreci başından sonuna takip edebildiğim için haliyle biraz şaşkındım. Uykusuzluk, üzüntü ve muz kabuğu ile birleşince yer yer halüsinasyon görmüş olabilirim, şu an bunu bilemiyorum.
Her hafta uçuyorum, ve her uçuşumda başka bir gözlem öğesi buluyorum. Ama durum bu sefer farklı, neredeyse tüm yolcular benim için ayrı ayrı izlenmesi gereken yabancılıktaydılar. Hepsi aşıktı, garip bir huzur ve dinginlikle yolculuklarına başlamışlardı. Pardon ya, ne dinginliği! Kaos, karmaşa, koridorda koşturan çocuklar, koltuklar arası gidip gelen çantalar, bavullar... Umre kafilesi, bir çoğu çocuk. Devlet baba kıyak geçti ya bunlara? Ne kadar çok kişi birey başına 800 avro verebilecek durumdaymış, düşündürücü.
Neyse, uçağın motorları çalışınca olayın karmaşa kısmı da bir anda bitiverdi. Yanımda oturan gibi herkeste hummalı bir kıyafete çeki düzen verme hareketliliği. Ve bitmek bilmeyen fısıltılar. Beni bir gülme aldı tam da burada :) Kaptan pilot yerine imam çıksa ve kabin ekibi kalkış için yerlerinize, yolcular kalkış için nefesinize kuvvet hadi bakalım iyi okuyun dese şaşırmayacaktım. Toplu bir ayindeymişim gibi etrafımdaki herkes harıl harıl dua okuyordu, birazdan uçağa nur inecek ve kendiliğinden yükselecekti. Yeni yakıt tasarrufu yöntemiymiş meğersem? Ama şimdi dualarla havalanıp direk Cidde'ye iniliyorsa ben müsaadenizle kalkayım mı? Evde kızım bekliyor?
Kafamda türlü hayaller uçuşurken ilimsel ya da bilimsel bir açıklamayla havalandık sonunda. Bir sebepten konuşmaya başladık yanımdakiyle. Merakımı gidermem lazımdı, başladım soru yağmuruna. Neden kılığını şimdiden değiştirdiğini merak ediyordum. Böyleymiş bu işin kuralı, hac/umre için seyahat etmeğe başladığın anda madden ve manen kendini hazırlaman gerekiyormuş. O da bunun için önce kılığını kıyafetini düzeltmiş, sonra arkasında bıraktığı hayattan kendini geçici olarak soyutlamak için başlamış dua okumaya. Erkeklerin işi daha zormuş, onlar bir bez parçasıyla kıyafet yapıyorlarmış kendime, benim kafamda Romalılar canlandı hemen ama bunu onunla paylaşmadım. Büyük bir başarı ile içine girdiği ruhsal durumunu bozarak saygısızlık yapmak istemiyordum. Gerçekten imrenerek dinledim anlattıklarını. O kadar hazırdı ki, 10 gün sürecekti seyahati. O topraklarda olmak için can atıyordu. Bir sürü hastalık geçirmiş, annesi de öyle. İş ve ilişki hayatı da hep sorunluymuş, özellikle son günlerde çok yorulmuş psikolojisi. Ama oraya gidince herşeyi unutacak ve aydınlanacakmış. Bir nevi meditasyon, ve bozulması imkansız bir konsantrasyon, motor çalışır çalışmaz kendini amacına adamak, bunun için ne gerekiyorsa yapmak.
Gerçekten çok imrendim, dine inanıyor olmaya değil. İnandığı herhangi bir şeyin en yükseğindeki noktasına ulaşmak için bu kadar istekli ve kararlı olmaya. Asla dış sebeplerden etkilenmeyecek bir dayanak noktası bulmuş olmasına çok imrendim.
Hayatla baş edebilmek için böyle bir hedef gerekli sanırım. Bu kimisi için dindir, kimisi için bilim. Sanırım doğru olanı başka değişkenlerin etkisine maruz kalmayacak, yıllar geçse de orada aynı şekil ve değerle, en azından senin ona biçtiğin niceliğiyle duracak bir totem bulmak. Evet, anahtar nokta burası. Ancak bunu başardığım zaman yara almayacağım, kendi dünyamdaki değerlerimi, uğruna enerji harcadığım olmazsa olmazlarımı değiştirerek daha sağlam bir mücadeleye hazırlayabilirim kendimi.
Çok işim var, içime dönüp yeni bir Azze çıkarmam gerek.
Seviyore sizi!
http://youtu.be/yti3o_n0Lrg