Tek haneli yaşlarında bir kız çocuğu iken, başkalarının işine yaramayan ve vazgeçtikleri malzemelerle hatırı sayılır bir insan topluluğu tarafından fark edilebilecek, hatta onları kısa süreli de olsa gülümsetebilecek ya da şaşırtabilecek bir şeyler yapardım halka açık yerlerde.
Bir şeyler diyorum, çünkü yaptıklarımı 'yaz tatilinde evde olmaktansa sokakta olmayı tercih eden ama patlak tekerli bisikleti, dalacak meyve ağacı yokluğu, tüm kedi ve köpeklerin sıcaktan uyku moduna girmesi gibi sebeplerle yaramazlığını aktardığı abik gubik işler' başlığından başka bir yere yazamadım.
Dedim ya, malzemelerim mahalle halkının kullanmaktan vazgeçtiği her şey olabilirdi. Çöpleri karıştırmıyordum ama bir şekilde karşıma ışıl ışıl parlayan malzemeler çıkıyordu.
Uzun bir süre kaldırım taşlarını boyadık, okulların tatil olmasıyla beraber zengin piçlerin çöpe attığı canım pastel boyalarla. Tüm mahallenin (o kadar küçüğüm ki tüm mahalle benim için topu topu 5 apartman ve çevresi) kaldırım taşları rengarenk olmuştu. Havanın sıcak olması işime yarıyordu, ısınmış kaldırım taşlarına sürdükçe eriyen pastel boyalar, neredeyse gözeneklerine işliyordu. Yıllarca kaldı çiçekli, uğur böcekli kaldırımlar.
Pet şişeleri birleştirip, evin önündeki çocuk parkına kendim kadar (o zamanlar kendim belki de 90 santimdi) çiçekler, ağaçlar yapmıştım. Rengarenk eczane poşetlerinin popüler olduğu dönemdi aynı dönem, devasa pet şişe çiçeklerinin aralarına çok yakışmışlardı.
Kimse bana yap demiyordu. Ama yapma diyen çok fazlaydı, az dikilmemiştim belediye görevlilerinin karşısına 'onlar çöp değil' diye bağırarak.
En büyük destek hep annemden gelirdi bu tip işlerde. Gözlerim kocaman açılmış bir şekilde koşa koşa eve gidip de 'anne bana upuzun beyaz çarşaf gibi bişey lazım' dediğimde bile annem geri çevirmedi beni. Elindeki işini kenara bırakıp ne istiyorsam anladı, fikir verdi, yol gösterdi, ne gereği var hiç demedi.
Her aklıma gelen şeyden güzel sonuç çıkaramamış olabilirim, ama milyon işten biri ikisi hala komşular tarafından hatırlanıyor ve takdir görüyor, bu gerçekten çok güzel bir duygu.
Her aklıma gelen şeyden güzel sonuç çıkaramamış olabilirim, ama milyon işten biri ikisi hala komşular tarafından hatırlanıyor ve takdir görüyor, bu gerçekten çok güzel bir duygu.
Sokakta yaptığım abik gubik işler, evdekilerden hep daha çok mutlu etmiştir beni. Dün akşam Sevgilim Hergelemin gösteridiği bir fotoğraf ile sağ lobum başladı yine titremeye. Eski günleri hatırladım. Sokaktaki eğlencemi :)
Konumuz şu, yosun grafitti. Grafittileri bilirsiniz, onun yosundan yapılanı. Canlı. Yaşıyor. Doğaya zararsız. Süper fikir!
Henüz çok fazla örneği bulunmasa da, görsel güzelliği fark edildiği anda yayılacaktır eminim.
Etrafınıza biraz dikkatli bakarsanız, malzemeleri bulmak da çok kolay. Yosun. Bildiğiniz apartmanların, bahçelerin özellikle kuzeye bakan duvar köşelerinde yeşeren yosunlardan. İlk denemeleri yaptıktan sonra optimum tarifi de paylaşırım.
Bu da hoşgeldin yazısı olsun bana, beynimin sağ lobu titrerken.
Seviyore sizi, kalın sağlıcakla!