13 Haziran 2012 Çarşamba

Şuur

Şuursuz olmak güzel bir şey herhalde.

Düşün ki; sadistsin. Bir insana aylar, yıllar boyunca işkence ediyor bunu zevk alarak izliyorsun. Hayatını karartacak, psikolojisini yerle bir edecek olaylar yaşatıyorsun, dünyaya bakışını değiştiriyor, insanlara güvenini darmadağan ediyorsun. Tüm bunları da bir başka sadistle beraber yapıp uzaktan puronu tüttürüyorsun.

Sonra, kurbanın bir şekilde elinden kurtuluyor. Ama sen kurtulamıyorsun yılların verdiği alışkanlığından, ve geri istiyorsun oyuncağını. Ricalar, hayır'lar, küfürler seni durdurmuyor. Cevapsız iletişim denemelerinden de yılmıyorsun. Şımarıksın çünkü, bir insanın senin gözündeki değeri akvaryumdaki balıktan bile önemsiz. Canı mı yanmış, delirmiş mi, ölüme mi yaklaşmış, hayatı mı kararıyor, özgürlüğü mü kısıtlanmış. Derdin değil. Şımarıksın. Sadece istiyorsun. Sadistçe. Utanmadan.

Sonra, dünyanın en günahsız insanı, kanatsız meleği gibi; benden senin için bir iyilik yapmamı istiyorsun. Aldığın cevap tatmin etmeyince de ricada bulunuyorsun.

Acınası haldesin oysa ki. O kadar laftan, kavgadan, küfürden sonra; kişiliğinle beraber gururunu da bir tekmeyle merdivenden savurmama rağmen yıllar sonra hiçbir şey olmamış gibi benden ricada bulunabildiğin için acınası haldesin.

Böyle olma okuyucu, sen sen ol böyle olma. Kimsenin seni küfür etmeye bile değer bulamaması aşağılık bir durum. Bu hale getirme kendini sakın.

Bu yazıyı niye yazdım? Bir insanın bu davranış tutumunu nasıl sergileyebildiğine, başka biri açısından bu sıfatları nasıl kazanmış olabileceğine şaşırdığım için yazdım.

Hayat garip, sen sen ol kimseye kendini hayatından sildirecek kadar kötü davranma, yok sayılıyorsan varlık gösterecek şuursuzluğu yapma.

Seviyore sizi, kalın sağlıcakla.