Uykusuzluğum, kas ağrılarım, ses kısıklığım, boğaz acım hiç bu kadar tatlı gelmemişti.
İstanbul, deprem gibi bir organizasyona ev sahipliği yaptı bu haftasonu.
Azze gitti, izledi. Dinledi, hissetti. Ağladı, heyecanlandı, güldü, korktu, şaşırdı.
Çok şanslıydım, fantastik süpersonik überistik 4lüyü aynı sahnede peşpeşe izledim, tarihinde ilkti, ben de bunu izledim. Hmm, torunlara anlatılacak hikaye #1.
Konserleri, sanatçıları, şarkıları anlatmayacağım. Zaten bunları seve süsleye profesyonel yazan, okuması zevk veren birileri mutlaka vardır / olacaktır.
Çok farklı şeyler hissettim alanda. İnsanları, toplulukları uzaktan gözlemlemeyi hep sevmişimdir zaten. Ki bu sefer elimde dürbünüm de vardı, mimiklerine kadar baktım herkese tek tek, belgesel yapımcısı edasıyla.
Pogo yapanları izledim uzun uzun. O ne biçim bir enerji patlamasıdır! Bazen o kadar karışıyor ki ortalık, eyvah kavga çıkacak diyorum, korkuyla izliyorum, sonra bir bakıyorum, gülümsüyorlar, sırtlarını sıvazlıyorlar.
Ha bi de işin şöyle bir boyutu vardı. Bu pogo yapanlar, genelde uzun saçlı, keçi sakallı, güzel vücutlu, dalyan gibi delikanlılar. İşin içine bir de şiddetle karışık bir dans girdi mi, azze belgeselci/gözlemci kimliğini bi kenara bırakıp ister istemez, elinde dürbün, offf sen ne güzelmişin, ay bu da çıtırmış, oha 6pack var adamda, şeklinde tuttu gözlem notlarını. Hatta burdan çadır yanı pogo grubundaki yeşil tshirtlü bebeye sesleniyorum: O pogo yaptığın üstü çıplak boynu bandanalı uzun kumral saçlı keçi sakallı kaslı yapılı arkadaş kimdi bi yollayıver bana. Bi de sağdaki tuborg standının önünden uzaklaşmayan uzun bıyıklı iri kıyım geniş omuzlu arkadaş, dövmelerini pek sevdim, saçın da maşallah beline kadarmış. Biraz daha az içsen süper olucan bence, bi de o sweatshirtu beline bağlama, adnan şenses gibi oliyir, 7/10.
Dikkatimi başkaları da çekti ama, hepsini tektek deşifre etmek istemiyorum.
Kurumsal şirketler bin para yatırır iş ortamındaki ekip çalışmasını ve sinerjiyi artıracak eğitim ve seminerlere. Dün İnönü'deki sinerjiyi, takım ruhunu görmeniz lazımdı. Zevkler ortak olunca ekip olabilmek için ekstra bir çabaya gerek kalmıyor demek ki. Bir anda, kendiliğinden, bir stad dolusu insan anlaşıp da meksika dalgası yapmaya başlar mı yahu? Ürpertmeyin Azze'nin tüylerini, hassasım ben rica edicem.
Metallica sahneye çıktığında artık yaşayacağım başka duygu patlaması kalmamıştır heralde diye rahatlamış, şarkılara deliler gibi eşlik ederken... Manyağa bak, sanitarium dinlerken hıçkıra hıçkıra ağlayan kaç kişiyi gördünüz allah aşkına? Hani tamam müzik severim, dinlerken farklı şeyler hisseder ve canlı müzik performanslarında çoğu zaman gözlerim dolar bir iki damla dökerim ama. Lan! Hıçkıra hıçkıra ağlanır mı lan!
Ha bi de milyonbinellialtı kere dinlediğim bir şarkı yani, niye bu kadar etkiledi ben bile şaşırdım. Mezzoyla ve kuziyle beraber izliyorduk, bakakaldılar, bilmiyorum dedim, sormayın... Azze iyi değil... James de az yakışıklı değil :)
Ömrünüzde en az bir kere böyle bir konsere gitmeniz gerekiyor. En sevdiğiniz sanatçıyı mutlaka canlı dinleyin. O enerjiyi hissedin. Sahnede tek odak, binlerce kişi seninle aynı adama bakıyor, aynı şarkıyı ezbere söylüyor...
Bence çok heyecan verici birşey bu.
Bir dahaki Metallica konserinde, sahne önünde gelinliği duvağıyla headbang yapan birini görürseniz o benim. Her genç kızın hayalindeki düğün konseptini donunda sallar bence benimkisi. Ha evlenecek birini bulamazsam, naparım? Giderim lan tek başıma nolcak :)
Kendime not: Adrenalin o kadar tavan yapmışken, bir de bara gitme, konser kritiği yapma, şarkı söylemeye devam etme! Ertesi gün giymek zorunda olduğun iş kadını kimliğini unutma. Patronun sesi kısıldığı için konuşamayan bir çalışandan hoşlanmayabilir.
