Ziyadesiyle yabancı olduğum ama bir o kadar da içinde olmaktan mutlu olduğum bir sosyal topluluktan bahsedeceğim size.
'Köpekler ve sahipleri'
Önceki yazılarımda anlatmıştım ailemize yeni katılan dünya tatlısı şeker topağı Dizel'i. Kısa bir özet geçeyim. Satın aldım, çalıntı çıktı, sahibi ulaştı, ödediğim parayı geri alabilseydim satın aldığım yerden, verecektim sahibine. Süreç uzadı, Dizel bize alıştı, biz Dizele. Harb oldu, darb oldu, paramı alamadım. Suç duyurusunda bulundum. Sonuç olarak, Dizel hala bizimle yaşıyor, biz de bunu sürdürmek için bir dizi duruşma tecrübesine hazırlanıyoruz.
Akşamları işten eve geldiğimde, uzunları yakmış pırıl pırıl parlayan bir çift göz karşılıyor beni kapıda. 15 saniye süren öpüşmeler, koklaşmalar, okşamalar bittiğinde odamın kapısına oturup hiç olmadığı kadar sakin ve sabırlı bir şekilde adımlarımı takip ediyor bu gözler. Hızlıca plaza kıyafetlerimi çıkarıp safari kıyafetlerimi giyiyorum. Banyoda el yüz yıkama, mutfaktan yedek torba alma, cepteki ödül maması miktarı kontrolü. Anahtar, telefon, kimlik, sigara, lipstick, hepsi cepte. Hazırız. Hazır mıyız? Ohoo çoktan dış kapının önünde beklemeye koyulmuş bile biri :)
Daha önce beslediğim köpeklerde bu kadar yalın gözlem şansım yoktu. Bu yüzden köpekler ve psikolojileri üzerine hergün yeni birşey öğreniyorum ve bu çok hoşuma gidiyor. Kızgınlık dönemi diye birşey var mesela, ortama bırakılan ve herkes tarafından farkedilebilen izler başlamadan önce bildiğiniz mensurasyon sendromuna giriyor yavrucak. Sebepsiz tripler, yemek beğenmemeler, sürekli su içme ve bağlı olarak işeme vs... Bir de, ağır aşık oldu bizim kız bu dönemde. Günlerce camdan ayrılmadı, geleni geçeni izledi Dino'yu görebilme ümidi ile. Neyse, geçti allahtan :)
Tasmayı taktığımız gibi fırlıyoruz sokağa. Her sabah ağlayarak çıktığım o katırtepmez yokuşu, Dizel'in bir an önce arkadaşlarına kavuşma isteği ile soluksuz çıkılıyor.
Parka ulaştığımızda o yabancısı olduğum topluluğu çoktan gelmiş ve sosyalleşirken buluyorum. Burada bir dipnot vermemde fayda var: 'Azze soğuktur. Azze yabancıyı sevmez, görmezden gelir.'di. Di'li geçmiş evet, çünkü Dizel benden çok daha sosyal, ben de mecburen uyum sağlıyorum, kendime şaşıyorum ayol aaa! Durum biraz garip çünkü, 4 ayaklı tarafından bir ipin arkasında sürükleniyorsanız o parka, koşulsuz kabul ediliyorsunuz bu topluluğa. Üstelik red etme gibi bir şansınız yok. Beğenmediniz, konuşmuyorsunuz diyelim, bir şekilde köpekleriniz arkadaş oluyor, mecburi diyaloglar geliversin sonra :) Daha komiği, köpekler kavga ederse eğer, sahipleri de uzaklaşıyor birbirinden, küsüyorlar bir nevi.
Çok kısa bir süre içerisinde ortak noktamın çok az olduğu, sohbet edecek konu bulamayacağıma emin olduğum bir sürü insanla tanıştım. İsimleri? Hehe, Dinonun babası, Çapkının annesi diye gider bu liste :)
Bir de raconu var bu 'parkta köpek gezdirme' işinin. Bir kere, etrafta çocuklar varsa tasmaları açmıyorsunuz. Etrafta tanımadığınız köpekler varsa da tasmaları açmıyorsunuz. Önce köpekleri tanıştırıyorsunuz, anlaşırlarsa öyle açıyorsunuz tasmaları. Ve köpeğinizin her adımını takip ediyorsunuz elinize taktığınız poşetle. Öyle dışkısını etrafta bırakmak yok. Evet, mide bulandırıcı, hemen arkasından poşetle de olsa avuçlamak ve sıcaklığını hissetmek, ıyk :S ama evlat işte, neler yaptırıyor.
Köpeğiniz arkadaşlarıyla oynarken -asıl zorlandığım nokta burası- diğer köpek sahiplerinin anlattıklarını dinleyip aktif katılımcı rolü çizmeniz lazım. Çapkının kapıcıya verdiği tepkiyi, Dinonun ne kadar güçlü bir köpek olduğunu, Müdürün banyo yapmaktan ne kadar zevk aldığını dinlemeniz ve kendi köpeğinizle ilgili birşeyler anlatmamanız gerekir. 'Aaa sizinki de birşey mi canım bizimki neler yapıyor' cümlesiyle sözünüz kesilir ve bir başka onbin benzerini yaşadığınız hikayeyi dinlemek zorunda kalırsınız.
Böyle işte, böyle de bir dünya var, yabancısıyım.
Seviyore sizi, kalın sağlıcakla...