Beynimin garip bir çalışma mekanizması var.
Birazdan anlatacağım, başlangıç noktasından bitiş noktasına kadar geçen sürede nerelere girdim çıktım, neler öğrendim ben bile şaşırdım.
Gün içinde birden fazla kez benzer duruma düşüyorum ama bu seferkinin sonucunu ben bile tahmin edemezdim.
Biraz daha açıklayıcı olmam gerektiğini fark ettim. Şöyle ki efendim, araştırmayı seviyorum. 'Her şeyden biraz bilen insan modeli' olmak hoşuma gidiyor. Uzmanı olduğum hiçbir konu yok, ama abuk şeylere olan merakımdan ötürü bundan daha da abuk bir bilgi birikimim / çöplüğüm olmuş. Zenci albino var mesela biliyor musunuz?
Bu seferki araştırma konusunun tetiklemesi bir önceki yazıma yorum bırakan sevgili Adsız sayesinde oldu. Kim olduğunu gayet iyi bildiğim bu adsız kişiye Tomşutuzy diyebilirim, hem komşum hem kuzenim olduğu için.
Yorumunda 'ayüssüalfa' yazmıştı. Gayet kolay okunan bu kelimeyi benim sevimli şakacı astigmatım ile algılamaya çalıştığınızda 'aynısefa' diye okumanız gayet olası. Dipnot olarak 'kelimeleri yazıldığı gibi okuyamayan' listesine en birinci sıradan Pippi Haşmet'i eklemek istedim, hakim olamadım kendime.
Ay üssü alfadan çağrışım yoluyla aklımıza düşen 'aynısefa' neredeyse her derde deva bir bitkiymiş efendim. Araştırmamın ilk aşamasında bu bitki hakkında türlü başarı hikayeleri anlatan bir siteye düştüm. Kanı temizlermiş, hepatit tedavisinde kullanılırmış. Varislerini, ameliyat yaralarını ve hatta ayak mantarlarını bu çiçekle yapılan merhemle şıp diye tedavi eden insanların hikayeleri çok ilginçti. Doğa bize tüm dertlerin ilacını sunuyordu aslında. Maria Treben de bu konuda bir kitap yazmış, bir de internet sitesi bile hazırlamış.
Fitoterapinin yani bitkilerle tedavinin Türkiye'de ne kadar yaygın olduğunu merak ettim sonra. Aslında yaygınlığından emindim de konunun ne kadar akademik ele alındığı konusunda fazla bilgim yoktu. Ama sonra bir baktım, 'Tıbbi ve aromatik bitkiler' adıyla eğitim alabileceğiniz 12 tane meslek yüksek okulu var. Bunlar devam zorunluluğu bulunan ancak ikinci öğretim şansınız da olan okullarda. İstanbul'a yakın olan bir seçenek göremedim. Dersler ise çok eğlenceli; mikrobiyoloji, biyoloji, kimya, ekoloji, bitki morfolojisi, genetik. Genetik? Bu dersin adını okuyunca aklıma küçük şirin bezelyeler geldi, ve Mendel. Şansıma Mendel'in doğumgünüymüş bugün, bu vesileyle kutlamış oldum.
Daldan dala zıplarken kanser hastalarına üç haneli fiyatlarla bitkisel ilaç satan sözde doktorları da öğrendim, Türkiye'de yaşayan kelebek türlerini de. Kelebeklere nasıl ulaştığım konusunda hiçbir fikrim yok. Ancak müşkülün varlığını sömüren tüm tacirlere aliminyum diyorum huzurunuzda.
Ulaştığım son nokta ise bence çok acayip sayın okuyucu. Gerçekten hiç böyle bitmemişti araştırma krizi. Şöyle özetleyim, bu kız seneye üniversite sınavına girer, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Önlisans Programını tek geçer.
Prof.Dr. Turhan Baytop'un Türkiye'de Bitkilerle Tedavi diye bir kitabı varmış, yaz için kendime ödev verip bu kitabı okuyabilirim. Çalışkan olayım ki örtmenlerim beni sevsin, değil mi :)
Öyle işte, yıllar sonra öğrenci olmaya karar verdim, seçtiğim bölümün işimle alakasını sorgulamayın sakın :) Üç gün sonra bu kararımı unutursam da bilin ki 'ayüssüalfa'dan başka birşey çağrışmıştır :)
Seviyore sizi, kalın sağlıcakla!