Yalan da söylemedim aslında, tıngır mıngır gittim efendim iş çıkışı. Zımpara makinası alacağım hey hey diye. Alışveriş merkezine iki kat üstten girip katları dolaşa dolaşa yapı markete ulaşmayı planlıyordum. Kapanış anonsunu duyduğum sırada elimde 5 torba vardı, ama bunların içinde zımpara makinası yoktu.
Kötü hissettiği için kendini alışverişe veren kadınlara dönüşmüş olduğumu farketmek benim için çok ironik oldu.
Tüm sinir bozukluğumun yanına bir de bu eklenince, aynı günün gecesi kendimi attım sokaklara.
Hele bir manzara vardı ki Bebek sahilinde, uffff, 25km koştuktan sonra dolunaya karşı yaktım bi sigara. İçmeyenler bilmez, uzun süreli egzersizlerin sonunda aldığınız iki nefes duman hem en zararlısıdır, hem de en tatlısı. Aman mis gibi de yaptım, terimi soğuttuğum için tutuldum ama olsun, oh canıma, istediğimi yaparım.
Haftasonunun güzel geçeceği ipucunu dolunay vermişti bana zaten.
Zaten evde durmak çok sinirimi bozuyor, her noktadan bir eşyası çıkıyor zat-ı muhteremin.
Ertesi sabah sanki sen koşmuşun gibi 25km'yi, gayet enerjik bi şekilde kalktım, eziyetim kendime değil sadece. Kaldırdım ev arkadaşımı da, sağolsun helomelocuğum beni çok idare ediyor, sabırla iyileşmemi bekliyor. Neyse efendim, yine başladık yürümeye, ulaştık taksime, roma dondurmasıyla kahvaltı yaptık.
Dolunay söylemişti bana, güzel geçecek bu haftasonun diye, Mezzo'yla karşılaştık taksimde. Bak şimdi sürprize, evinde tadilat yapıyormuş, bir de eski masası varmış, onu zımparalayıp boyayacakmış. Şans mı şimdi :) zımpara makinası da alacakmış, yo yo yazdıklarımı okuyor olamaz yo.
Neyse efendim, cumartesi günü ağır işçi tadında takıldık mezzonun terasında, zımparalar vernikler boyalar cilalar. Koşmaktan daha iyi geldi diyesim var ama bacaklarım küser diye korkuyorum. E tabi bu iyiliğe 4 pack karnı ve muhteşem omuzlarıyla güneşin altında yarı çıplak ve terli bir şekilde zımpara yapan Mezzonun katkısı olmadığı söylenemez. Evet, itiraf ediyorum, push me bebeğim till I can get my satisfaction diye mırıldandım içimden.
Akşamın sonunda yeniden doğmuş bi masamız ve talaş tozundan leş gibi olmuş saçlarımızla pert bir şekilde çakılıverdik sandalyelere. Sonra Mezzonun babası emeğimize karşılık şaraba davet etti bizi. Hiç sanki o kadar yorulan sen mişin gibi, eve gittim, süslendim püslendim, ve süper bir sohbet eşliğinde çakır olduk hep beraber.
Eğlenceli şeyler ya bu minik kıpırdanmalar, seviyorum flört etmeyi. Bu sefer sonunda aşık olmayacağım ama, ekmek çarpsın.
Ertesi gün ise planımız şuydu: istanbulun bütün hokkabazlarının şarlatanlarının soytarılarının en eğlenceli cambazlarının toplandığı burgazada jonglör pikniğinde fotoğraf çekmek, tasarım ve hikaye gözlemi yapmak.
Normal hayatta görmeğe alışık olmadığım stildeki insanları uzaktan izlemek, sonra içlerine karışıp sohbet etmek, hayal kuracak, bişiler üretecek farklı veriler almak gerçekten çok eğlenceliydi. Bir de işin görsel kısmı var ki, gökyüzünde uçuşan rengarenk toplar labutlar kurdeleler yoyolar hulahoplar falan. Aay nası eğlenceliydi.
Özlemişim bunları, eskiden ne çok gezerdim. Çok severdim uzaktan insanları izlemeyi. Hatırlatıyor hug buddy'im Mezzo sağolsun.(tanım için bkz) Bir bok kuyusuna düştüm de unuttum hepsini.
Yavaş yavaş hatırlamaya başlıyorum, aslında eğlenceli bir insanmışım.
Olcak işşalla zamanla, helomelolar mezzolar yardım ediyor bana.
Sayın okuyucu, bu yazı da böyle bişiydi işte, kusura bakmazsın sen biliyorum, hadi kal sağlıcakla :)